Conjunctive Adverbs

Conjunctive adverbs Türkçedeki karşılığıyla zarf bağlaçları, İngilizce iki bağımsız cümleyi birbirlerine bağlamak için kullanılırlar. Conjunctive adverbs kullanımı bir cümleden diğerine uyum içinde geçişi sağlar. Zarf bağlaçlarıyla anlatımı güçlendirilebilir, bir önceki cümlede söylediklerimizi açıklığa kavuşturabilir veya bir fikirden diğerine kolayca geçebiliriz. İki cümle arasında paralellik, zıtlık, sonuç veya alternatif belirtirler.

She did not turn ; however, she disappeared from view among the trees. Geri dönmedi, nasıl olduysa ağaçların arasında gözden kayboldu.

Conjunctive adverbs bağlaçları yapı itibariyle cümle başında, iki cümlenin arasında veya cümle sonunda kullanılabilir. Conjunctive adverbs kullandığımızda dikkat etmemiz gereken imla kuralları mevcuttur.

Conjunctive adverbs iki ana cümle arasında kullanımı : İlk ana cümle noktalı virgül ile sonlandırılır, ardından kullanılan conjunctive adverb virgül ile bağlandıktan sonra ikinci ana cümlemiz gelir.

Main Clause + ; + Conjunctive adverb + , + Main Clause

He told the others of certain rumours which were circulating concerning the stealthy doings of ex-President Gragnon; Nevertheless, Marc remained anxious. Başkalarına, eski Başkan Gragnon’un gizlice yaptıklarıyla ilgili dolaşan bazı söylentileri anlattı; Bununla birlikte, Marc endişesini sürdürdü.

Conjunctive adverbs ana cümle başında kullanımı : Conjunctive adverb cümle başında kullanılacaksa ana cümle ile arasına virgül konulur.

Conjunctive adverb + , + Main Clause

Nevertheless, Marc remained anxious. He told the others of certain rumours which were circulating concerning the stealthy doings of ex-President Gragnon. Bununla birlikte Marc endişesini sürdürdü. Başkalarına, eski Başkan Gragnon’un gizlice yaptıklarıyla ilgili dolaşan bazı söylentileri anlattı.

Conjunctive adverbs ana cümle sonunda kullanımı : Conjunctive adverb cümle sonunda kullanılacaksa ana cümle ile arasına virgül konulur ve kendisinden sonra nokta konularak cümle sonlandırılır.

Main Clause + , + Conjunctive adverb + .

He told the others of certain rumours which were circulating concerning the stealthy doings of ex-President Gragnon. Marc remained anxious, nevertheless. Başkalarına, eski Başkan Gragnon’un gizlice yaptıklarıyla ilgili dolaşan bazı söylentileri anlattı. Marc endişesini sürdürdü, bununla birlikte.

Conjunctive adverbs cümlede farklı yerlerde kullanımı : Conjunctive adverb aynı ana fikrin etrafında, ana fikri sunmak, parçalara bölmek veya sonuçlandırmak amacıyla kullanıldığında virgüllerden faydalanılır. Cümle içinde özne ile yüklem arasında kullanıldığında virgül kullanılmaz. İki ana cümleyi bağlamaktan ziyade bir ana fikrin etrafında düşünceyi geliştirmek için kullanılır. Bu kullanım türünün conjunctive adverbs mü yoksa adverbs mü olduğu konusu son derece karmaşıktır. Tavsiyemiz bu terimsel ayrımlara takılmadan günlük dildeki kullanımlara yoğunlaşmanızdır.

He will therefore have to run away from the bear. Bu nedenle ayıdan kaçmak zorunda kalacak.

Once outside on the square, however, he again caught handsome Mahmut. Ancak, meydanın dışına çıktığında, yakışıklı Mahmut’u tekrar yakaladı.

How frightful, however, did the following evening prove for Marc! His daughter had left him, and he was alone in that empty and dismal dwelling. Nasıl olduysa, ertesi akşam Marc için ne kadar korkunç olduğunu kanıtladı. Kızı onu terk etmişti ve o yalnızdı, o boş ve kasvetli konutta.

Usage of Conjunctive Adverbs

Accordingly (Göre, gereğince, bu nedenle, bu yüzden)

Accordingly, she did turn, and they walked towards the wine-house together. Bu yüzden geri döndü ve birlikte şarap evine doğru yürüdüler.

Also (Ayrıca, üstelik, hem, hem de)

As they walked across the hall towards the river, Elizabeth turned back to look again; also, her uncle and aunt stopped. Koridorun karşısından nehre doğru yürürken, Elizabeth geriye dönüp tekrar baktı; Aynı zamanda hem amcası hem de teyzesi durdu.

Anyway (Zaten, nasıl olsa)

Anyway, it seemed as if he were unwilling to say all he knew. Neyse, sanki bildiği her şeyi söylemeye isteksiz gibi görünüyordu.

Besides (Ayrıca, üstelik)

We have dined nine times at Rosings, besides drinking tea there twice! Rosings’de dokuz kez yemek yedik, üstelik orada iki kere de çay içtik!

Certainly (Kesinlikle, şüphesiz)

Certainly, my dear, nobody said there were; but as to not meeting with many people in this neighbourhood. Elbette, canım, kimse orada olduğunu söylemedi ; fakat bu mahallede pek çok insanla görüşülmemiş gibi.

Consequently (Sonuç olarak, bu nedenle)

It would be a great disappointment to Mr. John Knightley; consequently to Isabella too. Bay John Knightley için büyük bir hayal kırıklığı olacaktır; sonuç olarak Isabella için de.

Conversely (Tersine, aksine, diğer taraftan)

I thought that he would turn back to you; conversely, he left you. Sana geri döneceğini düşündüm; aksine, o sizi terk etti.

Elsewhere (Başka yerde, başka yere)

Reason at least indicated that the culprit must be sought elsewhere; for Simon’s nature and life, the conditions in which he lived, showed that he could have had nothing to do with the crime. Sağduyu, en azından, suçlunun başka yerde aranması gerektiğini gösterdi; Simon’un doğası ve yaşamı nedeniyle içinde yaşadığı koşullar gösterdi ki, suçla hiçbir ilgisi olmayabilirdi.

Equally (Aynı derecede, eşit olarak, eşit ölçüde)

With proper civilities the ladies then withdrew; all of them equally surprised. Hanımlar daha sonra yerinde bir nezaketle geri çekildiler; onların hepsi aynı derecede şaşırdı.

Finally (Nihayet, sonunda)

But against this there were objections; and she finally resolved that it could be the last resource. Buna karşı itirazlar vardı; ve sonunda bunun son kaynak olabileceğini çözdü.

Further – Furthermore (Daha fazla, ayrıca, bundan başka, daha ileri)

Lady Catherine, I have nothing further(more) to say. You know my sentiments. Bayan Catherine, söyleyecek bundan başka bir şeyim yok. Benim hislerimi biliyorsun.

Hence (Bundan dolayı, bunun sonucu olarak)

There was no secret between us ; hence, we had been very good friends. Aramızda sır yoktu; Bu nedenle, çok iyi arkadaş olmuştuk.

Henceforth (Bundan böyle, bundan sonra)

But now came total separation: henceforth they would live as strangers. Fakat artık ayrılık tamamen geldi: bundan böyle yabancılar gibi yaşayacaklardı.

However (Ancak, halbuki, her nasılsa, her halükarda)

It was acknowledged, however, that he was a equitable man, and did much good among the poor. Bununla birlikte, onun adil bir adam olduğu ve yoksullar arasında çok iyi sonuç aldığı kabul edildi.

In Addition to (Ek olarak, ilaveten, ayrıca)

There was a very powerful motive for secrecy, in addition to his fear of discovery by Lydia’s relations. Lydia’nın bağlantıları tarafından keşfedilmesi korkusuna ilaveten, gizlilik için çok güçlü bir neden vardı.

In any case (Her halükarda, illaki)

In any case, the culprit and his accomplices have certainly felt the ground quaking beneath them. Her halükarda suçlu ve suç ortakları, altlarındaki zeminin sarsıldığını kesinlikle hissettiler.

Incidentally (Tasedüfen, bu arada, şans eseri)

Incidentally, anti-matter was discovered. Bu arada, anti madde keşfedildi.

Indeed (Aslında, gerçekten, doğrusu)

I understand it was a very handsome letter, indeed. Anlıyorum ki ; çok etkileyici bir mektuptu aslında.

Instead (Yerine)

This was not very consoling to Mrs. Bennet, and therefore, instead of making any answer, she went on as before. Bu, Bayan Bennet’i çok teselli etmedi ve bu nedenle herhangi bir cevap vermek yerine daha önce olduğu gibi devam etti.

Likewise (Aynı şekilde, hem, dahi, ayrıca)

While he was so dull, it was no wonder that Harriet should be dull likewise; and they were both insufferable. O, çok ruhsuzken, aynı şekilde Harriet’inde ruhsuz olması şaşırtıcı değildi; ve ikiside katlanılmazdı.

Meanwhile (Bu arada, aynı anda, iken, o esnada)

Meanwhile, the Royalist and Catholic reactionaries had gained a seat, the handsome Hector de Sanglebœuf having secured the return of a friend. Aynı anda, Kraliyetçi ve Katolik gericiler bir koltuk kazanmıştı, yakışıklı Hector de Sanglebueuf bir arkadaşının hayatını garantiye almıştı.

Moreover (Dahası, üstelik, bundan başka, diğer taraftan)

And, moreover, if you must go to the sea, it had better not have been to South End. Diğer taraftan, eğer denize gitmeniz gerekiyorsa, South End’e gitmemiş olması daha iyi olurdu.

Namely (Yani, şöyle ki)

There was a big earthquake there; namely, you should go there and help out people. Orada büyük bir deprem oldu, yani, oraya gitmeli ve insanlara yardım etmelisiniz.

Nevertheless (Yine de, buna rağmen, bununla beraber)

He wouldn’t take it from me, but may he have it, nevertheless. Benden almayacaktı, ama yine de almış olabilir.

Otherwise (Aksi taktirde, diğer taraftan, bunun dışında)

I am glad of it; but otherwise I see no occasion for entailing estates. Ben ondan memnunum fakat diğer taraftan emlaklardan faydalanmak için bir fırsat görmüyorum.

Rather (Oldukça, daha doğrusu, aksine, tercihen)

Seda was not so beautiful as Pelin; or, rather, no one was not so beautiful as Pelin. Seda pelin kadar güzel değildi, ya da, daha doğrusu hiç kimse Pelin kadar güzel değildi.

Similarly (Aynı, benzer bir şekilde, bunun gibi)

Similarly, find the keywords in the crossword and then mail them to us. Benzer şekilde bulmaca içerisinde anahtar kelimeleri bulun ve sonra onları bize postalayın.

Still (Yine de, buna rağmen)

I did not need the money anymore; still, I had offered him to be a partners. Artık paraya ihtiyacım yoktu, buna rağmen ben ona ortak olmayı teklif ettim.

Subsequently (Daha sonra, sonradan)

Subsequently, however, we won a victory over the Enemy fleet. Daha sonra, nasıl olduysa, düşman filosuna karşı bir zafer kazandık.

Then (O zaman, ondan sonra, o zamanki)

You have no regard, then, for the honour and credit of my nephew! O zaman, yeğenimin onuruna ve itibarına saygın yok.

Therefore (Bu nedenle, bu yüzden)

It was logical, therefore, that her territory should have been chosen for the supreme battle of Rome. Bu nedenle, Roma’nın en büyük savaşı için onun topraklarının seçilmiş olması mantıklıydı.

Thus (Böylece, bu nedenle)

He knew that now; thus, there were some troubles in the course. Bunu şimdi farketti; bu nedenle gidişatta bazı aksilikler oldu.

Undoubtedly (Şüphesiz olarak, kesin olarak)

By hook or crook she will resist, undoubtedly, to the last gasp. Öyle ya da böyle, son nefesinde kesin olarak, direnecek.

Yet (Ama, ancak, yine de)

Elizabeth felt herself growing more angry every moment; yet she tried to the utmost to speak with composure. Elizabeth kendi kızgınlığının her an daha da büyüdüğünü hissetti; yine de son derece sakin bir şekilde konuşmayı denedi.


Conjunctions : Coordinating Conjunctions

Conjunctions : Correlative Conjunctions

Conjunctions : Subordinating Conjunctions


 

%d blogcu bunu beğendi: