Correlative Conjunctions

Correlative Conjunctions

İngilizce correlative conjunctions bağlaçları ikili yapılardır. Türkçedeki karşılaştırma bağlaçları ile benzerlik gösterirler. Correlative conjunctionslar aynı görevdeki kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri birbirlerine bağlarlar. Correlative conjunctionslar üç önemli kural eşliğinde uygulanırlar. Parallel structure , Pronoun agreement, Verb agreement.

Bu gruptaki bağlaçlardan en önemlileri aşağıda verilmiştir. Konumuz işlenirken bu bağlaçlardan faydalanacağız, dersimizin ilerleyen bölümlerinde ise bu bağlaçları ve bu gruba giren diğer bağlaçları örneklerle ayrı ayrı açıklamaya çalışacağız. Konu anlatımında bağlamak ve birleştirmek fiilleri sık sık kullanılacaktır. Bağlamak fiili ile bağlaçlardan faydalanarak yan yana getirdiğimiz aynı gramer yapılarını(kelime, kelime öbeği, cümle), Birleştirmek fiili ile birden fazla cümlenin bağlaçlardan faydalanarak tek bir cümle haline getirilmesini kastedeceğiz.

both … and / hem … hem de

either … or / ya … ya da

neither … nor / ne … ne de

not only … but also (also … as well) / sadece değil … aynı zamanda

1- Parallel Structure (Paralel Yapı) : Correlative conjunctions ile iki kelimeyi, iki söz öbeğini veya cümleyi bağlarken önceliğimiz paralel yapıyı korumak olacaktır. Paralel yapı, her iki bağlaçtan sonra öğelerin aynı gramer yapısında olması şartıyla sağlanır.

a) İki cümledeki ortak unsurları ve ayrışan unsurları belirleyelim. Bu iki cümleyi both … and- bağlacıyla birleştirelim.

Ali loves Ayşe. Ali, Ayşeyi seviyor.

Mehmet loves Ayşe. Mehmet, Ayşeyi seviyor.

Ayrışan unsurlar özneler : Ali, Mehmet

Ortak unsurlar fiil ve nesne : Loves Ayşe

Bağlaçlarımız yalnızca aynı görevdeki kelimelerin başına getirilerek cümleler birleştirilebilir. Yani bağlaçlar birleştirme görevi yaparken biri özneye atandıysa diğeride muhakkak özneye atanmak zorundadır. Bağlaçlarımızdan biri öznenin başına getirilip bir diğeri nesnenin veya fiilin başına getirilemez.

Both … and bağlaçlarıyla cümleleri birleştirirken, ayrışan unsurlardan birinin başına both diğerinin başına and getirilir ve cümlemizin devamı olan loves Ayşe artık çoğul özneye sahip olduğu için love Ayşe olarak yazılır.

Both Ali and Mehmet love Ayşe. Hem Ali hem de Mehmet Ayşe’yi seviyor.

He is angry. O, kızgın.

He is furious. O, öfkeli.

He is both angry and furious. O, hem kızgın, hem de öfkeli.

Örneğimizde gördüğünüz gibi, özne ortak olduğu için aynen kullanıldı ve bağlaçlarımız sıfat görevindeki kelimelerin önüne getirildi.

b) Olumsuz cümleleri birleştirirken yapıca olumlu fakat anlamca olumsuz olan bağlaçları kullanırız. Bu nedenle olumsuz cümlelerimiz birleştirildiğinde yapıca olumlu anlamca olumsuz bir cümle elde ederiz.

I didn’t seem a morning mood. Sabah modunda gibi görünmüyordum.

The day didn’t seem a morning mood. Gün sabah modunda gibi görünmüyordu.

Neither I, nor the day seemed a morning mood. Ne ben ne de gün sabah modunda gibi görünmüyorduk.

c) Bağlaçlarımız iki veya daha fazla cümleyi birleştirecekse kuracağımız cümlenin, cümlelerin hepsine uygun bir anlam bütünlüğüne sahip olmasını sağlamalıyız.

Aşağıdaki cümleleri not only … but also bağlaçlarıyla birleştirelim.

Julia had gotten very thin. Julia çok zayıflamıştı.

Julia withered. Julia solgundu.

Julia has become insufferable in manner. Julia çekilmez bir hal aldı.

C1- Üç cümlenin de öznesi Julia olduğuna göre bağlaçlı cümlemiz Julia ile başlayacaktır.

Julia

C2- Örneklerimize baktığımızda thin, withered ve insufferable bağlaçlarımızla birleştirilecek öğeler gibi görünmektedir. Fakat thin ve insufferable sıfat olarak kullanılmasına rağmen withered kendi bağımsız cümlesinde fiil olarak kullanılmıştır. Oysa biz bağlaçlarla birleştireceğimiz cümlede, bağlaçlardan sonra aynı görevde olan kelimeleri kullanmak zorundayız. Fiillerin V2 halleri cümlelerde sıfat görevinde de kullanılabilir fakat birleştireceğimiz cümlede bu fiilin sıfat olarak kullanımı sağlayacak bir fiil kullanmak zorundayız. Bunu yapmak içinde sıfatların önüne geldiklerinde sıfatları eylemsileştiren get, become vb. fiillerden faydalanırız.

Julia … become

C3- İlk bağlacımızı kullanacağımız ilk sıfattan önce getiririz.

Julia … become not only very thin

C4- Dikkat edeceğimiz bir diğer konu cümlenin zamanına karar vermektir. Üç cümlemize baktığımızda sırasıyla past perfect tense, simple past tense ve present perfect tense kullanıldığını görüyoruz. Bu üç tenseden past tense en başta elenir çünkü diğer cümlelerimize baktığımızda had gotten ile geçmişte gerçekleşen iki olaydan daha daha önce gerçekleşeni belirtmiş oluruz. Have become ile geçmişte gerçekleşen eylemin etkisinin halen devam ettiğini belirtmiş oluruz. Biz oluşturacağımız yeni cümlede bu ayrıntıları da atlamamak zorundayız. Oysa ki, past tense yalnızca bir eylemin geçmişte gerçekleştiğini belirtir. Diğer hususlarla ilgili hiç bir ipucu vermez.

Peki, Past perfect tense mi ? Present Perfect tense mi ?

Bu sorunun cevabı tamamen konuşmanın bütünüyle ve bizim neyi vurgulamak istediğimizle ilgilidir. Eylemlerin sıralı bir şekilde gerçekleştiğini vurgulamak istiyorsak past perfect tense kullanırız. Eylemlerin etkisinin halen devam ettiğini vurgulamak istiyorsak present perfect tense kullanırız.

Julia had become not only very thin / Julia has become not only very thin

C5- Elimizde bağlayacağımız üç sıfat var fakat iki bağlacımız var. ilk iki sıfatımız ilk bağlacımızla bağlanır. Bu iki sıfattan, önüne miktar belirleyici alan bir sıfat varsa önceliğimiz bu sıfatı kullanmak olacaktır. Daha sonra virgülle birlikte ikinci sıfatımız gelir.

Julia had become not only very thin, withered / Julia has become not only very thin, withered

C6- İkinci sıfatımız virgülle kapatıldıktan sonra ikinci bağlacımız ile üçüncü sıfatımız bağlanır. Örneğimizde üçüncü sıfatımız bir ismi nitelemiştir. Sıfat tamlamamız aynen yazılır.

Julia had become not only very thin, withered, but also insufferable in manner. / Julia has become not only very thin, withered, but also insufferable in manner.

Sıralı ;

Julia had gotten very thin. Julia çok zayıflamıştı.

Julia withered. Julia solgundu.

Julia has become insufferable in manner. Julia çekilmez bir hal aldı.

Julia had become very thin in manner. Julia çok ince bir hal almıştı.

Julia had become withered in manner. Julia solgun bir hal almıştı.

Julia had become insufferable in manner. Julia çekilmez bir hal almıştı.

Julia had become not only very thin, withered, but also insufferable in manner. Julia sadece çok ince değil, solgun, aynı zamanda çekilmez bir hal almıştı.

Etkisi hala devam eden ;

Julia had gotten very thin. Julia çok zayıflamıştı.

Julia withered. Julia solgundu.

Julia has become insufferable in manner. Julia çekilmez bir hal aldı.

Julia has become very thin in manner. Julia çok ince bir hal aldı.

Julia has become withered in manner. Julia solgun bir hal aldı.

Julia has become insufferable in manner. Julia çekilmez bir hal aldı.

Julia has become not only very thin, withered, but also insufferable in manner. Julia sadece çok ince değil, solgun, aynı zamanda çekilmez bir hal aldı.

2- Pronoun Agreement (Zamir Uyumu) : Correlative conjunctions kullanılan cümlelerde özne ile nesne zamiri uyumu sağlanmalıdır. Bağlaçlarımızla bağlanan iki özneden sonra cümlenin devamında o öznelere atıf yapan bir nesne zamiri kullanılacaksa, bu zamir ikinci özne ile uyumlu olmalıdır. (Both … and bağlacında zamir ve fiil uyumu çoğul özneye göre düzenlenir.)

Neither the headmaster nor the teachers mentioned themselves when the topic was the students’ future. Konu öğrencilerin geleceği olunca ne müdür ne de öğretmenler kendilerinden bahsetmediler.

Neither the teachers nor the headmaster mentioned himself when the topic was the students’ future. Konu öğrencilerin geleceği olunca ne öğretmenler ne de müdür kendinden bahsetmedi.

3- Verb agreement (Fiil Uyumu) : Correlative conjunctions kullanılan cümlelerde özne ile fiil uyumu sağlanmalıdır. Bağlaçlarımızla bağlanan iki özneden sonra cümlenin devamında kullanılan fiil ikinci özne ile uyumlu olmalıdır. (Both … and bağlacında zamir ve fiil uyumu çoğul özneye göre düzenlenir.)

Either Remzi or Remzi’s children come here every day to buy bread. Ya Remzi ya da Remzi’nin çocukları her gün ekmek almak için buraya gelirler.

Either Remzi’s children or Remzi comes here every day to buy bread. Ya Remzi’nin çocukları ya da Remzi her gün ekmek almak için buraya gelir.

More Examples :

Not only … but also (also … as well) / Sadece değil … aynı zamanda

Not only … but also : İki ayrı cümleyi birbirlerine bağlıyorlarsa Not only ile kurulan ilk cümle devrik yapıda olur. But ile başlayan ikinci cümlemiz normal yapıda olur ve also bağlacı cümle içinde özneden sonra kullanılabilir veya hiç kullanılmayabilir.

Not only was there increase of knowledge, logic, frankness, and brotherliness, but (also) great material prosperity was appearing as well. Sadece bilgi, mantık, samimiyet ve kardeşlik artışı değil, aynı zamanda büyük maddi refah da ortaya çıkıyordu.

Also / As well : Her ikiside aynı anlamdadır fakat not only bağlacıyla as well kullandığımızda as well yalnızca ikinci cümlenin sonunda kullanılır.

Not only was there increase of knowledge, logic, frankness, and brotherliness, but great material prosperity was appearing as well. Sadece bilgi, mantık, samimiyet ve kardeşlik artışı değil, aynı zamanda büyük maddi refah da ortaya çıkıyordu.

Both … and / Hem … hem de : Both … and bağlacını diğer bağlaçlardan ayıran özelliği, iki özneyi bağladığında fiil ve zamir uyumu çoğul özneye göre sağlanır. Diğer bağlaçlarımızda fiil ve zamir uyumu ikinci özneye göre sağlanır.

He is an excellent young man, both as friend and brother. Mükemmel bir genç adamdır, hem arkadaş olarak hem de kardeş olarak.

Either … or / Ya … ya da :

There had been real affection either in his language or manners. Ya dilinde ya da tavırlarında gerçek bir sevgi vardı.

There had been no real affection either in his language or manners. Ya dilinde ya da tavırlarında gerçek bir sevgi yoktu.

Neither … nor / Ne … ne de

Neither her father nor her mother bought a car for her, and she had to endure it. Ne babası, ne annesi onun için bir araba satın almıştı ve o, buna katlanmak zorundaydı.

Whether … or / Gerek … gerekse

No happiness was possible, whether moral or material. Gerek ahlaki gerekse maddi mutluluk mümkün değildi.

No sooner … than

No sooner did he enter the flat than he became brutal. Daire’ye girer girmez bir vahşiye dönüştü.

Hardly/scarcely/barely … when

Hardly had the war started when the people started rebellion. Halk isyan etmeye başladığında savaş neredeyse başlamıştı.

Between … and

How can Louise choose between your ideas and mine if you now prevent me from having her instructed as I desire? Eğer sen şimdi benim onu istediğim gibi yönlendirmemi engellersen, Louise senin fikirlerin ve benimkiler arasındaki seçimi nasıl yapabilir ?

Daha seyrek kullanılan correlative conjunctions örnekleri ;

So … that

So + adj / adv / adj-noun + that . So kendisinden sonra yalnızca sıfat veya zarf alır. Bazı durumlarda noun phrase denilen sıfat + isimden oluşan tamlamalarla kullanılabilir. So ….. that o kadar ….. ki anlamını verir. O kadar anlamını veren so, ki anlamını veren that dir. That sonrasında sonuç cümlesi kurulur. That ihmal edilebilir bir öğedir, kullanılmasa da olur.

The car was so fast that I could not follow it. Araba o kadar hızlıydı ki onu takip edemedim.

Such … that

Such was the shock the old woman experienced that two days later she died. Yaşlı kadın öyle bir şok yaşadı ki, iki gün sonra öldü.

Such + adjective + noun + that bu kullanım Türkçede o kadar …… ki , öyle …….. ki anlamındadır. Such kadar, öyle anlamı katarken that ki anlamını katar. That ihmal edilebilir bir öğedir, kullanılmasa da anlamda bir değişme olmaz.

There were such angry people that he couldn’t dare to go there. O kadar kızgın insan vardı ki oraya gitmeye cesaret edemedi.

As :

As + adjectives + as : ingilizcede iki ismin hemen hemen eşit derecede oluşunu anlatmak için iki as arasına sıfat yerleştirilir. Daha iyi anlamanız için Türkçe’de bu durum kadar kelimesiyle yapılır. Örneğin : Ayşe Fatma kadar tembeldir.

Ayşe is as lazy as Fatma. Ayşe fatma kadar tembeldir.

The tomatoes on the table as fresh as in the garden. Masadaki domatesler bahçedekiler kadar tazedir.

I will make a choise about our relationship as soon as possible. Mümkün olan en kısa sürede ilişkimiz hakkında bir seçim yapacağım.

Not as …. as : as …. as in olumsuz hali not as …. as, kadar değil anlamında kullanılır.

Leyla isn’t as coward as Hamit. Leyla Hamit kadar korkak değil.

The life is not as easy as you thought. Hayat zannettiğin kadar kolay değil.

Not so …. as : not as …. as in bir başka kullanımı not so …. as aynı anlamdadır. Bölgesel olarak bu iki kullanım birbirinin yerini alabiliyor.

English beer isn’t so tasty as German beer. İngiliz birası Alman birası kadar lezzetli değil.

Your decisions are not so interesting as the others. Senin kararların diğerlerininki kadar ilginç değil.

As much as / as many as : As …. as kalıbıyla much ve many kullanımı kadar anlamı verir. Eğer as + much/many + noun + as şeklinde kullanılırsa kadar çok anlamı verir. (iki as arasında much veya many bir isimle birlikte kullanılırsa, kadar çok anlamı verir.)

You’re gonna be loved as much as you love. Sevdiğin kadar sevileceksin.

I don’t have as many house as you. Benim senin kadar çok evim yok.

As / The same as : As tek başına kullanıldığında gibi anlamı verir. The same karşılaştırma yaparken as ile kullanılır aynı ….. gibi anlamını verir.

As you know, as you see, as you hear, moreover as you don’t know. Bildiğin gibi, gördüğün gibi, duyduğun gibi, bir de bilmediğin gibi.

My idea is the same as yours. Benim fikrim seninkiyle aynı.

My way is not the same as yours. Benim yolum seninkiyle aynı değil.

The more … the more : Bu kalıp iki durumun birbirini etkilediği durumlarda kullanılır. İlk cümle de sepep ikinci cümle de sonuçtan bahsedilir.

The more you work, the more you have money. Ne kadar çok çalışırsan, o kadar çok paran olur.

The more … the less : Bu kalıp iki durumun birbirini etkilediği durumlarda kullanılır. İlk cümle de sepep ikinci cümle de sonuçtan bahsedilir.

The more you know, the less you scare. Ne kadar çok bilirsen, o kadar az korkarsın.

More … than

Some elections are more exciting than others. Bazı seçimler diğerlerinden daha heyecan vericidir.

Rather … than

The banquet lasted till late, I missed the 10.30 train, and rather than wait for the one at midnight I decided to walk the distance. Ziyafet geç saate kadar sürdü, 10:30 trenini kaçırdım, geceyarısındaki treni beklemek yerine mesafeyi yürümeye karar verdim.

Too … to

It were too warm to wear indoors. Kapalı yerler giyinmek için çok sıcaktı.


Conjunctions : Coordinating Conjunctions

Conjunctions : Conjunctive Adverbs

Conjunctions : Subordinating Conjunctions


 

%d blogcu bunu beğendi: