Subordinating Conjunctions

Subordinating Conjunctions ( Adverbial Clauses )

İngilizcede yan cümleleri ana cümleye bağlayan bağlaçlar subordinating conjunctions olarak adlandırılırlar. Öncelikle ana cümle ve yan cümlecik tanımına bir göz atalım.

Ana Cümle (A Main Clause) : Her hangi bir ek bilgiye ihtiyaç olmaksızın tek başına anlamlı bir bütün oluşturan kelimeler topluluğudur.

Yan Cümle (A Subordinate Clause) : Ana cümleye ek bilgilerle destekleyen kelimeler topluluğudur. Kendi başlarına anlamlı bir bütün oluşturamazlar, anlamı tamamlayabilmek için ana cümleye ihtiyaç duyarlar.

When I was a child. Ben bir çocukken.

Görüldüğü gibi yan cümlemiz tek başına anlamlı bir bütün oluşturamaz, anlatımı tamamlamak için muhakkak ana cümleye ihtiyaç duyarlar.

I went to Brazil with my family when I was a child. Ben bir çocukken(Çocukluğumda) ailemle Brezilya’ya gittim.

Subordinating conjunctions bağlaçları daima yan cümlenin başında kullanılırlar.

Subordinating Conjunctions + A Subordinate Clause

When you arrived at camp. Siz kampa vardığınızda.

– Yan cümle ana cümleden önce veya sonra gelebilir.

Subordinating Conjunctions + A Subordinate Clause + , + A Main Clause

When you arrived at camp, I was telling a story. Siz kampa vardığınızda ben bir hikaye anlatıyordum.

A Main Clause + Subordinating Conjunctions + A Subordinate Clause

I was telling a story when you arrived at camp. Siz kampa vardığınızda ben bir hikaye anlatıyordum.

– Yan cümle ana cümleden önce gelecekse sonuna virgül koyulur ardından ana cümlemiz gelir.

Subordinating Conjunctions + A Subordinate Clause + , + A Main Clause

When you arrived at camp, I was telling a story. Siz kampa vardığınızda ben bir hikaye anlatıyordum.

– Yan cümle ana cümleden sonra gelecekse araya virgül koymaya gerek yoktur.

A Main Clause + Subordinating Conjunctions + A Subordinate Clause

I was telling a story when you arrived at camp. Siz kampa vardığınızda ben bir hikaye anlatıyordum.

Kinds of Subordinating Conjunctions

Subordinating Conjunctions bağlaçlarını, ana cümle ile yan cümlecik arasında kurdukları ilişkiye göre gruplandırabiliriz. Time, Place, Reason, Concession and Contrast, Condition. Dersimizin ilerleyen bölümlerinde bazı bağlaçların birden fazla grupta yer aldığını göreceksiniz. Bunun nedeni, bağlaçların birden fazla görevde kullanılabilir olmasıdır.

Aşağıda sıralayacağımız bağlaçlar da dikkat etmemiz gereken en önemli husus bağlacın kedisinden sonra hangi öğelerin veya yapıların geldiğidir.

1- Time Conjunctions (Zaman Bildiren Bağlaçlar) :

Before (Önce)

She has never had such fine clothes before in her lives. Hayatında daha önce hiç bu kadar güzel kıyafetler giymemişti.

After (Sonra)

After you pass the town, turn to the left. Kasabayı geçtikten sonra, sola dönün.

Once (..dığında, ..ır .. maz)

He brought out a gun once he warned his friends off. Arkadaşlarını uyarır uyarmaz bir silah çıkardı.

As = While (iken, esnasında, sırasında)

As I was playing football, my mother shouted me. Ben futbol oynadığım sırada annem bana bağırıyordu.

While I was playing football, my mother shouted me. Ben futbol oynadığım sırada annem bana bağırıyordu.

As soon as (Hemen, ..inde, en kısa sürede)

Every one of them screamed as soon as it was mentioned about the accident. Kazadan bahsedildiğinde onlardan her biri çığlık attı.

As long as = So long as (olduğu sürece)

Every member can put in all he wants, so long as it has been honestly earned. Dürüstçe kazanıldığı sürece her üye istediği her şeyi koyabilir.

Every member can put in all he wants, as long as it has been honestly earned. Dürüstçe kazanıldığı sürece her üye istediği her şeyi koyabilir.

Just as (Tam … iken)

Just as I had started to wait them, they came back home. Ben tam onları beklemeye başlamışken, eve döndüler.

Hardly/Scarcely(…When) : Hardly … when kullanıldığı zaman hardly bağlacı cümlenin başına getirildiğinde ana cümlemiz devrik cümle olarak kullanılır. Hardly … when bağlacı hemen hemen aynı anda olan eylemleri belirtmek için kullanılır.

Hardly had the war started when the people started rebellion. Halk isyan etmeye başladığında savaş neredeyse başlamıştı.

No sooner(…Then) No sooner … then kullanıldığı zaman no sooner bağlacı cümlenin başına getirildiğinde ana cümlemiz devrik cümle olarak kullanılır. No sooner … then bağlacı hemen hemen aynı anda olan eylemleri belirtmek için kullanılır.

No sooner had the war started then the people started rebellion. Tam savaş başlamıştı ki, halk isyan etmeye başladı.

Meanwhile (O esnada)

Meanwhile he sat down on a chair, and seemed interested in coming with us. O esnada bir sandalyeye oturdu, ve bizimle gelmekle ilgileniyor gibi görünüyordu.

When (İken, ..dığında, dığı sırada)

When I was angry, everyone was running away from me. Kızgın olduğum zaman herkes benden kaçıyordu.

Whenever (Her ne zaman)

Whenever I find myself there I get to shivering, and looking around, just like I expected to see a ghost step out. Her ne zaman kendimi orada bulsam titremeye başlarım, etrafıma bakarım, tıpkı bir hayaletin dışarı çıkmasını bekler gibi.

Since (..den beri)

I have been looking for another job since I learned english. İngilizce öğrendiğimden beri başka bir iş arıyorum.

By the time (Zamana kadar, ..e/a kadar)

By the time I get there, he will have been studying over two hours. Oraya vardığım zaman, o iki saatten fazladır ders çalışıyor olacak.

Till = Until (Kadar, dek)

I had believed your lies until/till you betrayed me. Bana ihanet edene kadar yalanlarına inanmıştım.

Immediately (Hemen, derhal)

She accepted the binoculars, and immediately adjusted them to her eyes. Larry dürbünü kabul etti ve hemen gözlerine göre ayarladı.

2- Place Conjunctions (Yer Bildiren Bağlaçlar) :

Where (..dığı yere)

Then she ran into the little room where you slept, and locked the door with her hand. Sonra uyuduğunuz küçük odaya koştu ve kapısını eliyle kilitledi.

Whereever (Her nerede, nerede olursa)

Whereever you are, I can live there. Her nerede olursan, orada yaşayabilirim.

As far as (Dek, ..a kadar)

On leaving Marmaris that day, Ali and Sinem, who accompanied him as far as the railway station, passed the cemetery at the moment when vespers were ending. O gün Marmaris’i terk ederken, tren istasyonuna kadar ona eşlik eden Ali ve Sinem, dualar bittiği anda mezarlığı geçtiler.

3- Reason Conjunctions (Amaç Neden Sonuç Bildiren Bağlaçlar) :

As (Olduğu gibi, ki, ..iken, e/a/i gibi)

He now took his meals with his master, and had become, as it were, a member of the family. Yemeklerini üstadıyla birlikte aldı, o ailenin bir üyesi gibi olmuştu.

As a result of (Sonucunda)

The only failing with which he was reproached was a tendency to become a fashionable cleric as a result of the many aristocratic connections which he was always eager to form. Suçlandığı tek başarısızlığı, ki her zaman oluşturmaya hevesli olduğu bir çok aristokratik bağlantı sonucunda modaya uygun bir din adamı olma eğilimiydi.

Because (Çünkü, dolayı)

He forbade me to come to school, because it was forbidden to take the books from school. Okula gelmemi yasakladı, çünkü kitapları okuldan almak yasaklandı.

Because of (Nedeniyle, dolayı)

It exists because of the efforts of hundreds of volunteers and donations from people in all walks of life. İnsanların her kesiminden bağışçıların ve gönüllülerin çabalarından dolayı ortaya çıkmaktadır.

So … that

So + adj / adv / adj-noun + that : So kendisinden sonra yalnızca sıfat veya zarf alır. Bazı durumlarda noun phrase denilen sıfat + isimden oluşan tamlamalarla kullanılabilir. So ….. that o kadar ….. ki anlamını verir. O kadar anlamını veren so, ki anlamını veren that dir. That sonrasında sonuç cümlesi kurulur. That ihmal edilebilir bir öğedir, kullanılmasa da olur.

The girl was so pretty that I fell in love immediately. Kız o kadar güzeldi ki anında aşık oldum.

The car was so fast that I could not follow it. Araba o kadar hızlıydı ki onu takip edemedim.

The book tells so good a story that you will love it very much. Kitap o kadar güzel bir hikaye anlatıyor ki onu çok seveceksin.

Not : Dikkat ediniz son örnekte artikelimiz sıfattan sonra isimden önce kullanıldı so ile sıfat arasına herhangi bir öğe giremez.

Such … that

Such + adjective + noun + that : Bu kullanım Türkçede o kadar …… ki , öyle …….. ki anlamındadır. Such kadar, öyle anlamı katarken that ki anlamını katar. That ihmal edilebilir bir öğedir, kullanılmasa da anlamda bir değişme olmaz.

There were such angry people that he couldn’t dare to go there. O kadar kızgın insan vardı ki oraya gitmeye cesaret edemedi.

The baby has such beautiful face that I could not get enough to kiss her. Bebeğim öyle güzel bir yüzü vardı ki onun öpmeye doyamadım.

Such that to be cümlelerinde kullanıldığı zaman öyle bir ……. var ki veya öyledir ki anlamı verir.

My mourning is such that you can never see me smiling. Benim yasım öyledir ki beni asla gülümserken göremezsin.

My son is such that god must not give to my enemy. Öyle bir oğlum var ki allah düşmanıma vermemeli.

For (Nedeniyle, dolayı, çünkü, zira)

All shops are closed for there are the new year celebrations. Yeni yıl kutlamaları nedeniyle bütün dükkanlar kapalı.

For the purpose that/ for the purpose of (Amaç için, Amacıyla) : Aynı anlamda kullanılan iki yapının that ile kullanılması halinde kendisinden sonra özne ve yükleme sahip bir cümle gelmesi gerekmektedir. Of ile kullanıldığında kendisinden sonra bir isim, sıfat veya tamlama gelebilir.

This book is for the purpose that we learn geography. Bu kitap, coğrafya öğrenmemiz amacı içindir.

This book is for the purpose of our learning geograpy. Bu kitap, coğrafya öğrenme amacımız içindir.

For fear that/ For fear of (Korktuğu için, .. korkusuyla) : Aynı anlamda kullanılan iki yapının that ile kullanılması halinde kendisinden sonra özne ve yükleme sahip bir cümle gelmesi gerekmektedir. Of ile kullanıldığında kendisinden sonra bir isim, sıfat veya tamlama gelebilir.

She is afraid to give expression to her desire, for fear that it might be a scandal. Skandal olabileceğinden korktuğu için, arzusunu ifade etmekten korkuyor.

She is afraid to give expression to her desire, for fear of some scandal. Bazı skandallardan korktuğu için, arzusunu ifade etmekten korkuyor.

Consequently (Sonuç olarak)

And consequently he increased his speed for the marathon. Ve sonuç olarak maraton için hızını arttırdı.

Due to (Nedeniyle)

No doubt this was due to the fact that a fresh incident began to impassion the district and divert public attention from the school of Maillebois. Şüphesiz ki bunun nedeni, yeni bir olayın başlamasının tedirğinliğiyle, ilçenin ve halkın dikkatini Maillebois okulundan almaya başlaması, gerçeğiydi.

Therefore (Bu nedenle, bu yüzden)

The key turned readily enough in the lock, and it seemed, therefore, that the door must have been bolted. Anahtarın kilidi yeterince kolay açması nedeniyle anlaşıldı ki, kapının sürgülü olması gerekiyordu.

Seeing that (Gördüğünde, madem, madem ki)

Seeing that he preserved silence, Suzan went towards the door. Sessizliğini koruduğunu görünce Suzan kapıya doğru yürüdü.

Now that (Madem ki, ..dığında)

And now that it was revived he once more became delirious. Ve yeniden canlandığında bir kez daha delirmiş oldu.

Given that (Farz edersek, ..duğunu düşünürsek)

Given the fact that the world populations will increase, we will have to increase global production at the same time. Dünya nüfusun artacağı gerçeği göz önüne alındığında, bizim de aynı anda küresel üretimi arttırmamız gerekecek.

Owing to (Nedeniyle)

Owing to the almost equal strength of the two parties in the council, The bill was approved by a difference of two votes. İki partinin konseyde neredeyse eşit güce sahip olması nedeniyle, tasarı iki oy farkla onaylandı.

Seeing as (çünkü, madem ki, görüyorum ki)

Seeing as he drink to much beer, he may have lived in Belgium. Görüyorum ki çok fazla bira içiyor, Belçika’da yaşamış olabilir.

Since (Madem ki)

Since you will not come with me, then I will go alone. Madem ki benimle gelmeyeceksin, o zaman yalnız giderim.

As long as/So long as (Sürece, şartıyla, yeter ki)

As long as she stays there, everything will be ok. Orada kaldığı takdirde, herşey yoluna girecek.

Inasmuch as (Madem ki, dolayı)

I got wet inasmuch as it was rainy. Islandım çünkü hava yağmurluydu.

In order that (..mesi için, olması için)

In order that he may appreciate the difference, experiment must show him the scientific certainty of the former statement. Farkı anlayabilmesi için, deneyin ona, eski raporun bilimsel kesinliğini göstermesi gerekiyordu.

Lest (Olmasın diye, etmesin diye)

I made him keep quiet lest the others should be disturbed. Diğerleri rahatsız olmasın diye onun sessiz kalmasını sağladım.

Thus (Böylece)

Thus he kept a strict watch over his pupils’ books, replacing as far as possible all pictures. Böylece öğrencilerin kitaplarını sıkı sıkı tuttu ve mümkün olduğunca tüm resimleri değiştirdi.

4- Concession and Contrast Conjunctions (Zıtlık Bildiren Bağlaçlar) :

Though (Gerçi, rağmen, olsa da)

Though the schoolmaster was not fond of priests he felt some esteem. Okul müdürü papazlardan hoşlanmamasına rağmen biraz saygı duyuyordu.

Although (Olmasına rağmen, olduğu halde)

He had foolishly married her, although she was as poor as himself. Kendisi kadar fakir olmasına rağmen, aptalca bir şekilde onunla evlenmişti.

Even though (Öyle olsa da, ..esine rağmen)

But at the same time he bowed to the decision of the others, even though he foresaw that their system of defence must eventually crumble to pieces. Fakat aynı zamanda savunma sisteminin, sonunda parçalara bölünmesi gerektiğini öngörmesine rağmen diğerlerinin kararına razı oldu.

Just as (Tam … iken)

Just as I had come out, they came in. Ben tam dışarı çıkmışken, onlar içeri girdiler.

As if (Sanki, güya)

Grief and shame haunted him; it was as if he himself had had a share in that crime. Keder ve utanç onu perçinledi sanki bu suçta kendisinin de bir payı varmış gibi.

As though (Sanki, güya)

His wife had turned her back upon him, as though in token of conjugal rupture. Karısı ona sırtını dönmüştü, evliliğin kopma işareti gibiydi.

However (Ancak, oysa, halbuki)

However, it seemed as if he were unwilling to say all he knew. Ancak, bildiği her şeyi söylemek istemiyor gibi görünüyordu.

On the other hand (Diğer yandan)

On the other hand, Investigating Magistrate Daix had not quitted the town, where he had been promoted to the rank of counsellor. Diğer yandan, Sulh Ceza Yargıcı Daix, müşavir rütbesine terfi ettirildiği kasabadan ayrılmamıştı.

While (iken, oysa, rağmen)

While you were laughing at your wedding, I was crying in a tavern. Sen düğününde gülüyorken ben bir meyhanede ağlıyordum.

Whereas (Oysa, halbuki)

Whereas, Mahmut had every right to be proud of her son, who had been one of Suna’s best pupils. Halbuki, Mahmut’un, Suna’nın en iyi öğrecilerinden biri olan oğluyla gurur duymaya hakkı vardı.

Whatever (Her ne, her neyse)

But I don’t prevent you from thinking whatever you think. Fakat düşünmeni engellemiyorum her ne düşünüyorsan düşün.

No matter (..e rağmen)

No matter what others say, I will believe you forever. Eller ne derse desin, ben sonsuza kadar sana inanacağım.

Nevertheless (Ancak, yine de)

Nevertheless, she went on speaking; and in short and feverish sentences, never noticing that she was confessing herself. Yine de konuşmaya devam etti; kısa ve ateşli cümlelerde, kendini itiraf ettiğini asla fark etmedi.

Unless (Olmadıkça, olmazsa, ..mezse)

Unless something goes wrong, I will be back tomorrow. Bir şeyler ters gitmezse, yarın dönmüş olacağım.

5- Condition Conjunctions (Şart Durum Bildiren Bağlaçlar) :

If (Eğer, ise, ..se, ..sa)

If he had been so very agreeable, he would have talked to Mrs. Long. Çok hoşnut olsaydı, Bayan Long ile konuşurdu.

Even if (Bile, olsa bile)

Even if I have grown so much wiser, I am not changed towards you. Tam bir küstaha dönüşmüş olsam da, sana karşı değişmedim.

Only if (Yalnızca, şayet, tek şartla)

I will let you know only if you promise not to tell anyone. Kimseye söylemeyeceğine söz verirsen, sana haber veririm.

In case (Bu durumda)

In case you need it you can call me. İhtiyacınız olması halinde, beni arayabilirsiniz.

Unless (Olmadıkça, olmazsa)

Unless proved otherwise, we will assume that Ali is alive. Aksi ispat edilmedikçe, Ali’nin yaşadığını varsayacağız.

Until (Kadar)

You will keep it secret until I authorise you to divulge it. Onu ifşa etmene izin verene kadar onu gizli tutacaksın.

Provided that/Providing that (Şartıyla, koşuluyla)

You can join us provided/providing that you learn to share. Paylaşmayı öğrenmeniz şartıyla bize katılabilirsiniz.

Assuming that (Varsayarak)

Assuming that x = 4 and y = 2, which of the following statements is true ? X = 4 ve y = 2 olduğu varsayılarak, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Suppose (that)/Supposing (that) (Farz et ki)

Suppose/Supposing that I lost our wedding ring, what would you do ? Farzet ki düğün yüzüğümüzü kaybettim, ne yapardın?


Conjunctions : Coordinating Conjunctions

Conjunctions : Correlative Conjunctions

Conjunctions : Conjunctive Adverbs


 

%d blogcu bunu beğendi: