Go Get Have Take Do Make

Collocation

İngilizcede yaygın olarak bir arada kullanılan iki veya daha fazla sözcükten oluşmuş ifadelere collocation denir. Bu ifadelerin fiilleri aynı anlama gelen bir başka fiille değiştirilirse anlam olarak doğru ifadeler elde edilebilir fakat kulağa hoş gelmez. Collocation ifadelerde sözcükler sıklıkla kendi anlamları dışında anlamlar kazanırlar. Bu nedenle, bu konunun ezber kısmı diğer konulardan biraz daha fazla olabilir.

Dersimizde İngilizcede en sık kullanılan fiilleri ayrıntılı bir şekilde ele alacağız, bunu yaparken bu fiillerle oluşmuş collocation ifadelere yer vereceğiz.

Go

Go to : ..e gitmek

He had to go to the empty lodging.

Boş lojmana gitmek zorunda kaldı.

Perhaps I don’t want to go to Siberia yet.

Belki de henüz Sibirya’ya gitmek istemiyorum.

Go on : devam etmek

Do they still go on visiting you ?

Hala sizi ziyarete devam ediyorlar mı ?

They should go on living.

Yaşamaya devam etmeliler.

Go on a walk

Yürüyüşe çıkmak

Go on holiday

Tatile çıkmak

Go on a cruise

Vapurla geziye çıkmak

Go back on

İnkâr etmek, caymak, sırt çevirmek

Go on a diet

Rejim yapmak, diyete başlamak

Go on a date

Flört için randevuya gitmek

Go on leave

İzne çıkmak

Go on sale

Ucuzlamak

Go on strike

Greve gitmek

Go on the dole

İşsizlik maaşı almak

Go for : (için) ..e gitmek

You had better go for a little walk.

Küçük bir yürüyüşe çıksan iyi olur.

They are going for a cafe.

Kafeye gidiyorlar.

Go for a picnic

Pikniğe gitmek

Go for a swim

Yüzmeye gitmek

Go for broke

Elinden geleni yapmak

Go for nothing

Heba olmak

Go for an interview

Röportaja gitmek, mülakata gitmek

Go for an appeal

Temyize gitmek

Go bail for

Kefil olmak, kefalet ödemek

Get

İngilizcede get fiili cümle içinde birlikte kullanıldığı öğeye göre farklı anlamlar yüklenebilir. Anadili Türkçe olanlar için karmaşık bir fiil gibi görünsede bir kaç kuralı öğrendikten sonra kullanımı son derece kolay bir fiildir.

Get fiilinin anlamına yön veren cümlenin nesnesidir. Nesne bir yer ismiyse oraya varmak anlamında, satın alınan bir şey ise almak anlamında, nesne bir sıfat ise o sıfata bürünmek anlamında (fat sıfatı şişman anlamındadır, to get fat dediğimizde şişmanlamak anlamındadır) kullanılır.

İçinde get fiili olan bir cümlede ifade edilmek istenen asıl unsur get fiilinden sonra gelen öğede yer alır. Bu öğeyi bir amaç olarak varsayarsak get fiili o amaca ulaşıldığını ifade eder.

Get+Direct Object-Almak-Satın Almak-Bulmak-Edinmek

I got a letter from my aunt. – Receive

Teyzemden bir mektup aldım. – Teslim almak

When did you get this shoes ? – Buy

Bu ayakkabıları ne zaman aldın? – Satın almak

It’s hard to get a good partner at the moment. – Find

Şu anda iyi bir ortak bulmak zor. – Bulmak

I got permission to live in Germany. – Obtain

Almanya’da yaşamak için izin aldım. Edinmek

Get+Adjective-Olmak-Haline gelmek : Get fiili sıfatlarla birlikte kullanıldığında birlikte kullanıldığı sıfatları fiilleştirir.

By this time it was getting dark, and snowing pretty heavily.

Bu sırada hava kararıyor ve çok şiddetli kar yağıyordu.

It was not true that she got drunk.

Onun sarhoş olduğu doğru değildi.

But grandmother will get angry again.

Fakat büyükanne tekrar sinirlenecek.

It’s getting quite disgusting, monsieur!

Baya tiksindirici oluyor, mösyö!

Make haste to get well.

İyileşmek için acele et.

Get better

İyileşmek

Get engaged

Nişanlanmak

Get excited

Heyecanlanmak

Get fat

Şişmanlamak

Get hurt

Yaralanmak

Get ready

Hazırlanmak

Get strong

Güçlenmek

Get tired

Yorulmak

Get wet

Islanmak

Get worse

Kötüleşmek

Get bored

Sıkılmak

Get dirty

Kirlenmek

Get dressed

Giyinmek

Get fired

Kovulmak

Get divorced

Boşanmak

Get to + Place-Ulaşmak-Varmak

He is in a great hurry to get to Petersburg. – to get to – Arrive

Petersburg’a ulaşmak için çok acelesi var. – ..mak için – Ulaşmak

As soon as I get to town I shall go to my brother. – Arrive

Kasabaya ulaşır ulaşmaz abime gideceğim. – Ulaşmak

(Without to)Get There/Here/Home Vs.-Ulaşmak-Varmak

How did you get there ?

Oraya nasıl gittin ?

What time did you get here today ?

Bugün saat kaçta buraya geldin ?

What time will you get home ?

Eve ne zaman geleceksin ?

We shall never get there.

Asla oraya gidemeyiz.

Get+Preposition (Phrasal verb) : Fiillere zarf veya edat eklenerek oluşturulan ve iki öğenin biraraya gelmesiyle kendine özgü anlamlar kazanan deyimsel fiillerdir. Prasal verbs’lerde bir araya getirilen öğeler kendi anlamlarında kullanılabilir, belirli bir mantık çerçevesinde yeni bir anlam kazanabilir veya kendi anlamlarını yitirip hiç bir mantığa dayanmayan yeni anlamlar kazanabilirler. Bu dersimizde get fiilini incelediğimiz için phrasal verbs tarifi yapmamız gerekliydi. Phrasal verbs konusu başka bir dersimizde ayrıntılı bir şekilde incelenecektir. Get fiilide pek çok edat veya zarfla bir araya gelerek phrasal verb’e dönüşebilir.

Get in

Girmek

Get out

Çıkmak

Get on

Binmek

Get off

İnmek, ayrılmak

Get by

İdare etmek

Get down

İnmek, yere devirmek

Get up

Kalkmak, kadırmak, yükselmek

Get over

Atlatmak

Get about

Duyum almak, seyahat etmek

Get across

Anlaşılmak, beğenilmek

Get along with you!

Amma da yaptın !

I couldn’t get back home.

Eve geri dönemedim.

She will soon get over these things.

Yakında bunların üstesinden gelecektir.

And a State may get on without cobblers.

Ve bir devlet acemi çaylaklar olmadan ayağa kalkabilir.

We should only get into some lock-up cellars.

Sadece birkaç kilitli mahzene girmeliyiz.

Have

1- İngilizcede have fiili asıl anlamında kullanıldığında sahip olmak anlamındadır. Have fiili bu anlamda kullanıldığında have yerine have got has yerine has got kullanılabilir. Bu konu ayrıntılı olarak başka bir derste işlendiği için bu kadar açıklamayla yetineceğiz.

I have a few questions.

Birkaç sorum var.

She has got enough money.

Onun yeterli parası var.

2- Have+infinitive yani have to İngilizcede bir modals olarak kullanılır. Bu konuda ayrıntılı olarak başka bir derste işlendiği için çok kısa değineceğiz.

İngilizce’de have to kullanımı, yapılması zorunlu eylemlerden bahsederken kullanılır. Bu zorunluluk cümleyi söyleyen kişinin iradesi dışında oluşmuş bir zorunluluktur. Yani sözü söyleyen kişi ve sözün söylendiği kişi dışında üçüncü bir kişi veya irade tarafından ortaya koyulmuş bir kural veya görev vardır. Örnek verecek olursak ; yasal zorunluluklar, öğretmenin verdiği ödevler, doktorun verdiği ilaçlar, mesai saatleri vs.

What I have to say relates to deceased Mehmet.

Söylemek zorunda olduğum şey merhum Mehmet’le ilgilidir.

3- Have fiili bazı nesnelerle kullanıldığında anlamı nesneye göre şekillenir. Bu durumdaki ifadeler genel olarak kalıplaşmış ifadelerdir.

Have breakfast

Kahvaltı yapmak

Have lunch

Öğle yemeği yemek

Have dinner

Akşam yemeği yemek

Have a cup of tea

Çay içmek

Have a bath

Banyo yapmak

Have a nice time

İyi vakit geçirmek

Have a party

Parti yapmak

Have a lesson

Ders almak

Have an examination

Sınav olmak

Have a haircut

Saç traşı olmak

Have a difficulty

Zorluk çekmek

Have a different opinion

Farklı bir görüşte olmak

Have a conscience

Vicdanlı olmak

Have a cold

Soğuk almak

Have a break

Ara vermek

I need to have a haircut.

Saç traşı olmam lazım.

I have a headache today.

Bugün başım ağrıyor.

I have breakfast at seven o’clock.

Saat yedide kahvaltı yaparım.

Would you like to have a cup of coffee with me ?

Benimle bir fincan kahve içer misin ?

I have an exam tomorrow and i don’t know anything.

Yarın bir sınavım var ve hiçbir şey bilmiyorum.

Take

Take : İngilizcede almak anlamına gelir.

I took a pen from the table.

Masadan bir kalem aldım.

Take … to : Take fiili ile to edatı aralarına nesne alarak kullanıldığı takdirde götürmek anlamında kullanılır.

I will take you to the restaurant.

Seni restorana götüreceğim.

Take+Object : Take fiili bazı nesnelerle kullanıldığında anlamı nesneye göre şekillenir. Bu durumdaki ifadeler genel olarak kalıplaşmış ifadelerdir.

Take advantage

Yararlanmak

Take advice

Tavsiye almak

Take aim

Hedef almak

Take care

Kendine iyi bak

Take an interest

İlgi duymak

Take offence

Alınmak

Take part

Yer almak, katılmak

Take place

Meydana gelmek

Take responsibility

Sorumluluk almak

Take time

Zaman almak

Take a break

Ara vermek

Take a taxi

Taksiye binmek, taksi çağırmak, taksi çevirmek

Take a photo

Fotograf çekmek

Take a risk

Risk almak

Take a look

Bir göz atmak

Take a seat

Oturmak

Take a chance

Şansını denemek

Take a nap

Kestirmek, şekerlemek

Take a step

Adım atmak

Take a booking

Rezervasyon yapmak

It didn’t take long to fix that.

Bunu düzeltmek uzun sürmedi.

I must take leave of you for a few days.

Birkaç günlüğüne senden ayrılmalıyım.

I shall only take my time to go and return.

Gidip geri dönmek sadece zamanımı alacak.

It will take quite six weeks to unload the cargo.

Yükün boşaltılması tam olarak altı hafta sürecek.

Father, take care; when our turn comes, our revenge will be sweeping.

Baba, kendine iyi bak; Sıra bize geldiğinde intikamımız korkunç olacak.

Take+Preposition (Phrasal verb) : Take fiilii pek çok edat veya zarfla bir araya gelerek phrasal verb’e dönüşebilir.

Take along

Yanına almak

Take apart

Koparmak

Take away

Alıp götürmek

Take back

Geri almak

Take out

Çıkarmak

Take on

Üstlenmek

Take off

Havalanmak, çıkarmak

Take from

Almak, çıkarmak

Take down

Devirmek

Take over

Devralmak

Take in the sails and stop them.

Yelkenlere binin ve onları durdurun.

I take upon myself to declare that.

Bunu ilan etmeyi kendime vazife edindim.

It would have required a screw-driver to take them off.

Onları çıkarmak için bir tornavida gerekebilirdi.

You can take it away when you bring me my breakfast.

Bana kahvaltımı getirdiğinde onu alıp götürebilirsin.

And then we must run out of our course to come here and take you up again.

Ve sonra buraya gelip seni tekrar almak için rotamızdan çıkmalıyız.

Do Make Farkı

Do Make Farkı : Anadili Türkçe olanlar için karmaşık görünen do make farkında dikkat etmemiz gereken husus; do fiilinin genel eylemler ve günlük faaliyetlerden bahsederken, make fiilinin ise yaratım, üretim ve oluşturma eylemlerinden bahsederken kullanılmasıdır. Ancak do ve make fiilleri arasında yaşanan asıl karmaşa bu fiillerin tanımlarından değil, bu fiillerle oluşturulmuş collocation ifadelerden yani kalıplaşmış ifadelerden kaynaklanmaktadır.

Do : İngilizcede yapmak anlamına gelen do kelimesi yapılan genel eylemleri tanımlamak için kullanılan bir fiildir.

It would require years to do again what I have done here.

Burada yaptıklarımı tekrar yapmak yıllar alacaktı.

You don’t know Mercédès; what she threatens she will do.

Mercédès’i tanımıyorsunuz; Tehdit ettiği şeyi yapacak.

1- Günlük eylemler, aktiviteler ve belirsiz eylemleriçin do kullanılır.

Do homework

Ödev yapmak

Do exercises

Egzersiz yapmak

Do the dishes

Bulaşıkları yıkamak

Do shopping

Alışveriş yapmak

Do cleaning

Temizlik yapmak

Do housework

Ev işi yapmak

You have done a great and worthy action.

Harika ve değerli bir eylem yaptınız.

What can they have done with him ?

Onunla ne yapmış olabilirler ?

2- Do+Ving : Fiillere -ing eklenerek isimleştirilmiş aktivitelerle do kullanılır.

Do shopping

Alışveriş yapmak

Do cleaning

Temizlik yapmak

Do planning

Planlama yapmak

I can do running.

Koşu yapabilirim.

My father does the driving.

Babam araba kullanır.

3- Meslekler, iş hayatı ve çalışmalarla ilgili yapılan eylemlerle do kullanılır.

Do research

Araştırma yapmak

Do business

İş yapmak

Do planning

Planlama yapmak

We need to do our work.

İşimizi yapmalıyız.

I shall do my duty as conscientiously.

Görevimi vicdanlı olarak yapacağım.

4- Cümlenin nesnesi thing veya thing ile biten belgisiz zamirse (something,nothing vs.) do kullanılır.

You could do no such thing.

Böyle bir şey yapamazsın.

Then you have nothing more to do here.

O zaman burada yapacak daha fazla bir şeyin yok.

5- Do kullanılarak yapılan kalıplaşmış ifadeler.

Do well

Becermek

Do a bunk

Sıvışmak

Do a fade-out

Defolup gitmek

Do away with completely

Tamamen ortadan kaldırmak

Do down

Dolandırmak, aldatmak

Do harm

Zarar vermek

Do one’s part

Üzerine düşeni yapmak

Do time

Hapis yatmak

Do successfully

Başarıyla yapmak

Do community service

Toplum hizmeti yapmak

I will do my best.

Elimden gelenin en iyisini yapacağım.

The climate may do away with this difficulty for you.

İklim sizin için bu zorluğu ortadan kaldırabilir.

Make : İngilizcede do gibi yapmak anlamına gelen make ise yapılan eylemin bir üretim, yaratım ve oluşturma süreci olduğunu ifade eden bir fiildir.

1- Yapılan eylemin bir üretim, yaratım ve oluşturma süreci olduğunu ifade eder. Bu anlamda kullanıldığında genelde kendisinden sonra bir isim alır.

Make a cook

Yemek yapmak

Make a copy

Kopyalamak

Make a crown

Taç yapmak

Make a film

Film çekmek

Make a graph

Grafik yapmak

Make a noise

Gürültü yapmak

Make music

Müzik yapmak

Make a list

Liste yapmak

Make a baby

Bebek yapmak

Make a change

Değişiklik yapmak

She has undertaken to make inquiries.

Araştırma yapmak için garanti verdi.

He must make such an agreement for taxes.

Vergiler için böyle bir anlaşma yapması gerekiyor.

2- Make+Subject Pronoun+Adjective : Cümlede öğe diziliminin böyle olduğu durumlarda make fiili ile bahsi geçen kişinin sıfatta belirtilen hale getirildiği ifade edilir.

You could not make me happy.

Beni mutlu edemezsin.

You must come and make Lizzy marry Mr. Collins.

Gelip Lizzy’yi Bay Collins ile evlendirmelisiniz.

Your representation of all this might make me quite easy.

Tüm bunlara vekalet etmeniz beni oldukça rahatlatabilir.

It makes me very nervous and poorly.

Bu beni çok gergin ve fena yapar.

She will make him a very proper wife.

Onu çok münasip bir eş yapacak.

3- Make kullanılarak yapılan kalıplaşmış ifadeler.

Make money Para kazanmak
Make a difference

Fark yaratmak

Make a deposit

Kaparo vermek

Make a detour

Dolambaçlı yoldan gitmek

Make war

Savaşmak

Make an effort

Gayret etmek

Make an excuse

Özür dilemek

Make a decision

Karar vermek

Make a confession

İtirafta bulunmak

Make a dialogue

Diyalog kurmak

Make a hit

Çok beğenilmek, tutulmak

Make a killing

Çok kazanmak, vurgun yapmak

Make a lasting impact

Kalıcı bir etki bırakmak

Make a living

Geçinmek, hayatını kazanmak

Make a loss

Zarar etmek

Make a match

Evlenmek

Make a mess

Ortalığı birbirine katmak

Make a pause

Ara vermek

Make a petition

Dilekçe vermek

Make a fuss

Yaygara koparmak

You will make a good profit.

İyi bir kar elde edeceksin.

She thought it was time to make up.

Makyaj zamanı geldiğini düşünüyordu.

Mr. Knightley did not make due allowance.

Bay Knightley gerekli parayı alamadı.

You must make my apologies to your friend.

Özürlerimi arkadaşına iletmelisin.

And with those wings I could make a tour of the world in twenty four hours.

Ve bu kanatlarla yirmi dört saat içinde dünyayı gezebilirim.

%d blogcu bunu beğendi: