Had better / It’s time

Had Better

Had better karşı tarafa kuvvetli bir tavsiyede bulunurken kullanılır. Eğer tavsiyeye uyulmazsa olumsuz bir sonuçla karşılaşılabileceğine dair uyarı niteliğindedir. Had better’ın Türkçe karşılığı cümleden cümleye değişiklik göstermektedir.

Had better – ’d better, olarak kısaltılabilir.

You had better be fixed your expense. Otherwise you will be in endless debt. Giderlerinizi düzeltmeniz iyi olur. Aksi taktirde sonsuz borç içinde olacaksınız.

1- Had better anlam olarak şimdiki veya gelecek zamanı ifade eder. Had kelimesi sizi yanıltmasın, had better bir kalıptır ve geçmiş zamanı ifade etmez.

You’d better take the tea now. Çayı şimdi alsan iyi olur.

You had better take the tea soon. Çayı birazdan alsan iyi olur.

2- Had better olumsuz şekli, had better not. Kısaltılmış hali, ‘d better not.

I know so little about strikes and capital and labour, that I’d better not talk to a political economist like you. Grevler, sermaye ve emek hakkında çok az şey biliyorum. Sizin gibi siyasi bir ekonomistle konuşmasam daha iyi olur.

3- Soru şeklinde ise sadece had cümlenin başına alınır, sonra özne ve sonrasında better gelir.

Had I better

Hadn’t you better say nothing about it ? Bu konuda hiçbir şey söylemesen daha iyi olmaz mı ?

4- Eklenti sorularında (Question tag- Değil mi ?) sadece had kullanılır.

We had better watch the movie, Hadn’t we ? Filmi izlesek iyi olur, değil mi ?

Örnek Cümleler :

We had better not put the shop off till next year. Önümüzdeki yıla kadar dükkanı kapatmasak daha iyi olur.

If I had time to think of what I had better say. Ne söyleyeceğimi düşünecek vaktim olsaydı daha iyi olurdu.

You had better return to your partner. Eşine dönseydin daha iyi olurdu.

I had better not meet Selim. Selim’le buluşmasam daha iyi olur.

You had better go to bed. Yatsan daha iyi olur.

It’s Time

1- It’s time ile fiil arasına to geldiği zaman, eylemi gerçekleştirmenin vaktinin geldiği anlaşılır.

It’s time to say goodbye. Elveda deme vakti.

It’s time to go home. Eve gitme vakti.

It’s time to find a job. Bir iş bulmanın zamanı geldi.

2- It’s time kendisinden sonra simple past tense (geçmiş zaman) bir cümle alırsa bahsi geçen eylem için, içinde bulunulan an itibariyle geç bile kalındığı vurgulanmış olur. Anlam olarak geçmişi değil, şimdiki zamanı vurgular.

It’s time she bought a coat. Bir ceket almasının vakti geldi de geçiyor.

It’s time you went there. Oraya gitmenin vakti geldi de geçiyor.

I get tired when I go to work. It’s time I got a car. İşe giderken, yoruluyorum. Araba almanın vakti geldi de geçiyor.

a) It’s about time ve It’s high time cümledeki vurguyu daha da kuvvetlendirir.

It’s about time he dropped the fairytales. Peri masallarını bırakma zamanı çoktan geldi de geçiyor.

I am so bored here. It’s about time I left here. Burada çok sıkıldım. Buradan ayrılmanın vakti çoktan geldi de geçiyor.

It’s high time you faced with the facts. Gerçeklerle yüzleşmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor.

I haven’t eaten anything for ten hours. It’s high time I ate something. 10 saattir hiçbir şey yemedim. Bir şeyler yemenin vakti çoktan geldi de geçiyor.

%d blogcu bunu beğendi: