Must Can’t

Must / Can’t

İngilizcede kanıta dayalı tahminlerimizi yaparken must ve can’t kullanırız.

1- Bir durum veya olayın mümkün olduğuna dair, güçlü bir inacımız varsa must kullanırız.

There are two rivers in there, there must be enough water for us if we can find it. Orada iki tane nehir var, eğer orayı bulabilirsek orada bizim için yeterince su olmalı.

They must have shot along the side, there was the bullets on there. Yan taraf boyunca ateş etmiş olmalılar, orada mermiler vardı.

It must be a merry place in winter with a blizzard blowing around! Kar fırtınalarının esintileriyle kışın neşeli bir yer olmalı.

At any rate, it must be better to have only one to get injured than two. Hiç olmazsa, yalnızca bir kişinin yaralanması ikisininde yaralanmasından daha iyi olmalı.

Sema is a liar. I think, I must know Sema, enough to comprehend that. Sema bir yalancı. Sanırım, Sema’yı bunu idrak edecek kadar iyi tanıyor olmalıyım.

2- Bir durum veya olayın mümkün olmadığına dair, güçlü bir inacımız varsa can’t kullanırız.

She can’t reject our offer, she need much money. Teklifimizi reddedemez, çok paraya ihtiyacı var.

They can’t take the risk of marry, who are born to liberty. Özgürlük için doğanlar, evlenmeyi göze alamazlar.

You can’t find much difficulty in comprehending. there is no doubt that, he wrote the letter for you. Kavrama konusunda fazla zorluk bulamazsınız. Hiç şüphe yok ki, mektubu sizin için yazdı.

Who might marry the princess ! There cannot be two opinions about him. He is so superior. Kim ki, prensesle evlenebilir ! Onun hakkında iki adet kanaat olamaz. O çok üstündür.

That is what you never have been able to accomplish, and I don’t think you ever will. Isabella can’t bear to stay behind her husband. Başaramayacağınız şey budur ve hiç başaracağınızı zannetmiyorum. Isabella kocasının gerisinde kalmaya katlanamaz.

3- Bir durum veya olayın geçmişte gerçekleştiğine dair, güçlü bir inacımız varsa, must have + V3 kullanırız.

There was nobody in home, he must have moved away from home. Evde kimse yoktu, evden uzaklaşmış olmalıydı.

It is very kind of you, Mr. Selim, to come out at this late hour to call upon us. I am afraid, you must have had a shocking walk. Çok naziksiniz, Selim bey, bizi davet etmek için geç saatte dışarı çıktınız. Korkarım, zor bir yürüyüş yapmış olmalısınız.

You look pale. You must have found a room very damp and dirty. Solgun görünüyorsun. Çok rutubetli ve kirli bir oda bulmuş olmalısınız.

Do you know Hande’s niece? That is, I know. You must have seen her a hundred times but are you acquainted ? Hande’nin yeğenini tanıyor musun ? Yani, biliyorum. Sen onu yüz kere görmüş olmalısın ama tanıştın mı ?

I am sure, she must have spent the evening pleasant. Eminim, akşamı keyifli geçirmiştir.

4- Bir durum veya olayın geçmişte gerçekleşmediğine dair, güçlü bir inacımız varsa, can’t have + V3 veya couldn’t have + V3 kullanırız.

He lost the key. He can’t have opened the door. Anahtarı kaybetti. Kapıyı açmış olamaz.

She couldn’t have washed the dishes. The plates are dirty. Bulaşıkları yıkamış olamaz. Tabaklar kirli.

She can’t have gone there because she does not want to encounter with Sally. Oraya gitmiş olamaz çünkü Sally ile karşılaşmak istemez.

He couldn’t pass the class. He couldn’t have studied hard. Sınıfı geçemedi. Çok ders çalışmış olamaz.

They couldn’t have visited Merve. Merve wasn’t at home. Merve’yi ziyaret etmiş olamazlar. Merve evde değildi.

%d blogcu bunu beğendi: